Boşanmada 2 Çocuğun Velayeti Kime Verilir?

Boşanmada 2 Çocuğun Velayeti Kime Verilir?
Boşanma süreci, eşler için hukuki bir ayrılık olsa da çocuklar için hayatlarının en kritik dönemeçlerinden biridir. Türk hukuk sisteminde, özellikle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu çerçevesinde velayet düzenlenirken temel alınan tek bir üst ilke vardır: “Çocuğun Üstün Yararı”. Birden fazla çocuk, örneğin iki çocuk söz konusu olduğunda, mahkemenin bu ilkeyi uygulama biçimi daha da derinleşir. Mahkeme, sadece anne veya babanın isteklerini değil, çocukların fiziksel, zihinsel, ruhsal ve ahlaki gelişimini en iyi kimin sağlayabileceğini araştırır. İki çocuğun velayeti belirlenirken, kardeşlerin birbirinden ayrılmaması prensibi (kardeşlik bağı) kural olarak kabul edilir. Ancak bu mutlak bir kural değildir. Hâkim, her bir çocuğun yaşını, ihtiyaçlarını ve ebeveynlerle olan bağını ayrı ayrı analiz eder. Eğer çocuklar henüz anne bakım ve şefkatine muhtaç yaşlardaysa (bebeklik ve erken çocukluk), velayet genellikle anneye bırakılır. Ancak ebeveynlerden birinin çocuğun sağlığına veya güvenliğine zarar verecek bir yaşam tarzı ya da şiddet eğilimi (6284 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilir) varsa, velayet hakkı bu durumdan doğrudan etkilenir. Sonuç olarak velayet, çocukların geleceğini en güvenli ve huzurlu şekilde inşa edecek tarafa verilir.

Boşanma Durumunda 2 Çocuğun Velayeti

Boşanma Durumunda 2 Çocuğun Velayeti Boşanma kararı ile birlikte ortak velayet sona erer ve velayet hakkı eşlerden birine tevdi edilir. İki çocuklu ailelerde en büyük endişe, çocukların hem ebeveynlerinden birinden hem de birbirlerinden koparılmasıdır.
Türk aile hukukunda “kardeşlerin ayrılmaması” ilkesi, çocukların psikolojik bütünlüğünü korumayı amaçlar.
Mahkeme, kardeşlerin bir arada büyümesinin onların sosyal ve duygusal gelişimi için hayati önem taşıdığını bilir. Bu nedenle, engelleyici bir sebep olmadıkça iki çocuğun velayeti de aynı tarafa verilir. Mahkeme bu kararı verirken TMK madde 182 gereğince; ana ve babanın çocuklara sunduğu imkânları, çocukların eğitim durumlarını ve yaşam standartlarını kıyaslar. Burada önemli olan tarafların zenginliği değil, çocuğa ayrılan vaktin kalitesi ve sunulan şefkattir. İki çocuk olması durumunda, ebeveynlerin her iki çocuğun da sorumluluğunu aynı anda üstlenip üstlenemeyeceği uzmanlarca incelenir. Sosyal İnceleme Raporları (SİR), bu noktada hâkime ışık tutar. Eğer çocuklardan biri anneye, diğeri babaya çok daha yakınsa ve yaş farkı gibi sebeplerle ihtiyaçları çok farklıysa, istisnai olarak farklı kararlar çıkabilse de asıl olan çocukların bir bütün olarak değerlendirilmesidir.

Çekişmeli Boşanmada Çocuk Kimde Kalır?

Çekişmeli boşanma davaları, tarafların sadakat yükümlülüğü, geçimsizlik veya şiddet gibi konularda birbirini suçladığı süreçlerdir. Ancak velayet konusunda tarafların birbirine yönelik “kusurlu” hareketleri her zaman velayeti kaybetmelerine yol açmaz. Örneğin, bir eşin sadakatsizliği (zina), onun kötü bir ebeveyn olduğu anlamına gelmeyebilir.  Mahkeme burada “İyi bir eş mi?” sorusundan ziyade “İyi bir anne/baba mı?” sorusuna yanıt arar. Çekişmeli davalarda velayetin kime verileceği konusunda en büyük belirleyici, mahkeme tarafından atanan pedagog, psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetidir. Bu uzmanlar, her iki tarafın sosyal ve ekonomik yaşamını, barınma koşullarını ve çocuklarla olan iletişimini yerinde inceler.
Özellikle 6284 sayılı Kanun kapsamında eşine veya çocuğuna şiddet uygulayan, bağımlılık sorunları olan veya çocuğun kişisel gelişimini tehlikeye atan tarafın velayeti alması neredeyse imkansızdır.
Mahkeme, çocuğun alışık olduğu düzenin bozulmamasına (süreklilik ilkesi) dikkat eder. Hangi taraf çocukla daha çok ilgilenmişse, okul ve sağlık süreçlerini kim yönetmişse velayet genellikle o tarafa bırakılır. Taraflar arasındaki çekişmenin dozu arttıkça, çocuğun bu süreçten en az hasarla çıkması için geçici velayet önlemleri de dava başında alınabilmektedir.

Velayet Davasında Kaç Yaşında Çocuğa Sorulur?

Velayet Davasında Kaç Yaşında Çocuğa Sorulur? Hukukumuzda çocukların kendi hayatlarını ilgilendiren kararlarda söz sahibi olması, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Yargıtay uygulamaları ile güvence altına alınmıştır. “İdrak çağı” olarak adlandırılan bu dönem, çocuğun olan biteni kavrayabildiği, kendisini ifade edebildiği yaşı temsil eder. Yargıtay ve uluslararası kriterlere göre, genellikle 8 yaş ve üzerindeki çocukların idrak yaşında olduğu kabul edilir. Bu yaştaki çocuklar, mahkeme huzurunda veya uzman pedagoglar eşliğinde dinlenerek hangi ebeveyni ile yaşamak istedikleri sorulur. Ancak çocuğun “Annemle/Babamla kalmak istiyorum” demesi hâkim için mutlak bir emir değildir. Hâkim, çocuğun bu tercihi neden yaptığını sorgular. Eğer çocuk bir tarafça yönlendirilmişse, taraflardan biri çocuğu maddi vaatlerle kandırmışsa veya çocuk diğer ebeveynden korkuyorsa, hâkim çocuğun beyanının aksine bir karar verebilir. Çocuğun görüşü, uzman raporu ve dosyadaki diğer delillerle birlikte “üstün yarar” süzgecinden geçirilir. Ergenlik dönemindeki (12-15 yaş) çocukların tercihleri ise, özel bir durum olmadıkça mahkemece çok daha ciddiye alınır ve kararın merkezine yerleştirilir.

Boşandıktan Sonra Çocuk Kime Verilir?

Boşanma davasının kesinleşmesiyle birlikte çocuk, velayet hakkı kendisine verilen tarafa teslim edilir. Bu aşamada çocukların kime verileceği belirlenirken “süreklilik ve istikrar” ilkesi büyük önem taşır. Çocuk dava sürecinde kimin yanında kalmışsa ve bu süreçte huzurlu bir gelişim göstermişse, mahkeme mevcut düzenin bozulmasını istemez. Boşandıktan sonra velayeti alacak tarafın, diğer ebeveyn ile çocuk arasındaki kişisel ilişkiyi (görüşme hakkını) engellemeyeceğine dair güven vermesi de gerekir.
Çocukların kime verileceği konusunda yaş grupları kritik rol oynar. 0-7 yaş aralığındaki çocuklar “anne bakımına muhtaç” kabul edilir. Bu durumda annenin iffetsiz bir yaşam sürmesi veya çocuğa şiddet uygulaması gibi çok ağır bir durum yoksa velayet anneye verilir.
Okul çağındaki çocuklarda ise eğitimin aksamaması, sosyal çevrenin korunması ön plandadır. Eğer velayet kendisine verilmeyen taraf, velayet sahibinin görevini kötüye kullandığını veya çocuğun durumunun kötüleştiğini ispat ederse, her zaman “velayetin değiştirilmesi davası” açma hakkına sahiptir. Velayet, statik bir durum değil, çocuğun ihtiyaçlarına göre değişebilen dinamik bir hukuki haktır.

Geliri Olmayan Bir Anneye Velayet Verilir Mi?

Geliri Olmayan Bir Anneye Velayet Verilir Mi? Toplumda yaygın olan yanlış bir kanı, geliri olmayan veya işsiz olan annenin velayeti alamayacağı yönündedir. Oysa Türk Medeni Kanunu’na göre velayet, bir zenginlik yarışı değildir. Mahkeme, annenin çalışmıyor olmasını velayet için bir engel olarak görmez. Çocuğun duygusal ihtiyaçları, şefkati ve bakımı maddi imkânlardan çok daha önceliklidir. Maddi eksiklikler, hukuk sistemimizdeki “iştirak nafakası” ve “yardım nafakası” kurumları ile çözülür.
Eğer velayet işsiz olan anneye verilirse, babanın çocukların bakımı, eğitimi ve sağlığı için annenin gelirine bakılmaksızın kendi gücü oranında nafaka ödemesine hükmedilir.
Yani devlet, annenin gelirinin olmamasını babanın maddi desteğiyle telafi eder. Ayrıca annenin barınma sorunu varsa, boşanma ile birlikte aile konutunun çocukların yararı için anneye özgülenmesi de mümkündür. Önemli olan annenin çocuğun gelişimine engel bir durumunun (akıl sağlığı, bağımlılık, ağır ihmal vb.) olmamasıdır. Hatta küçük çocuklarda mahkemeler, babanın çok zengin olmasına karşın annenin geliri olmasa dahi velayeti anneye verip babadan yüksek miktarda nafaka tahsil edilmesini uygun görürler.

Kardeşlerin Velayetinin Farklı Taraflara Verilmesi

Kardeşlerin velayetinin farklı ebeveynlere verilmesi, Türk aile hukukunda “istisnai” bir durumdur. Asıl olan kardeşlerin bir arada büyümesi ve birbirlerine destek olmalarıdır. Ancak bazı durumlarda, kardeşlerin yararı onların ayrılmasını gerektirebilir. Örneğin; kardeşler arasında çok büyük yaş farkı varsa veya çocuklardan birinin özel bir tedavi/eğitim ihtiyacı sadece bir ebeveynin bulunduğu şehirde karşılanabiliyorsa bu yola başvurulabilir. Ayrıca, çocukların idrak çağında olduğu ve birbirlerinden ayrı kalmak istediklerini mantıklı gerekçelerle beyan ettikleri durumlarda da mahkeme bu yönde karar verebilir. Ancak bu durumda bile hâkim, kardeşlerin birbirini görmesini engelleyecek bir kopukluk oluşmaması için “kişisel ilişki” takvimini çok titiz düzenler. Kardeşlerin farklı taraflara verilmesi kararı, genellikle Sosyal İnceleme Raporu’ndaki uzmanların “ayrılmalarında çocukların ruh sağlığı açısından fayda vardır” yönündeki kesin kanaatine dayanır. Aksi halde Yargıtay, kardeşlerin ayrılmasını “üstün yarar” ilkesine aykırı bularak yerel mahkeme kararlarını bozmaktadır.
Özetle, boşanma sürecinde iki çocuğun velayeti belirlenirken temel kriter “çocuğun üstün yararı” olup, kardeşlerin psikolojik bütünlüklerinin korunması için kural olarak birbirinden ayrılmamaları esas alınır. Mahkemeler, idrak çağındaki çocukların görüşlerine başvururken aynı zamanda uzman raporları doğrultusunda ebeveynlerin sunduğu şefkati ve çocukla olan bağını ekonomik durumdan daha öncelikli tutar. Geliri olmayan annelere iştirak nafakası desteğiyle velayet verilmesi mümkünken; kardeşlerin farklı taraflara verilmesi ancak çocukların menfaati gerektiren çok istisnai durumlarda söz konusu olabilir.
Kardeşlerin velayetinin ayrılması gibi son derece hassas ve istisnai kararların söz konusu olduğu boşanma davalarında, sürecin çocuğun üstün yararı ilkesine uygun şekilde yürütülmesi için bir İstanbul Boşanma Hukuku Avukatı ile profesyonel hukuki destek alınması büyük önem taşır.

Sıkça Sorulan Sorular

Velayet davası ne kadar sürer?

Velayet davaları, mahkemenin iş yüküne ve Sosyal İnceleme Raporu’nun (SİR) hazırlanma süresine bağlı olarak genellikle 6 ay ile 1,5 yıl arasında sonuçlanmaktadır. Davada dinlenecek tanık sayısı ve uzman incelemelerinin derinliği bu süreyi doğrudan etkileyen faktörler arasındadır.

Annenin çalışmaması velayete engel midir?

Hayır, annenin düzenli bir gelirinin olmaması velayeti almasına hukuki bir engel teşkil etmez. Çocuğun maddi ihtiyaçları babadan tahsil edilecek iştirak nafakası ile karşılanır; mahkeme için asıl öncelik annenin çocukla olan şefkat bağıdır.

Babanın velayeti alabileceği durumlar nelerdir?

Annenin çocuğun bakımını ağır ihmal etmesi, çocuğun sağlığına veya ahlakına zarar verecek bir yaşam sürmesi veya şiddet uygulaması durumunda velayet babaya verilir. Ayrıca idrak çağındaki çocuğun haklı gerekçelerle babasıyla yaşamak istemesi de mahkemece dikkate alınır.

Velayet sahibi ebeveyn çocukla başka şehre taşınabilir mi?

Velayet sahibi, çocuğun yaşam koşullarını iyileştirmek amacıyla şehir değişikliği yapabilir ancak bu durum diğer ebeveynin kişisel ilişki kurma hakkını engellememelidir. Önemli adres değişiklikleri ve çocuğun huzurunu etkileyen taşınmalar için karşı tarafa bilgi verilmesi veya mahkemeden onay alınması gerekebilir.
Bu içerik, Avukat Kürşad Arı tarafından genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Burada yer alan bilgiler, hukuki danışmanlık niteliği taşımadığı gibi avukat–müvekkil ilişkisi de oluşturmaz. Her hukuki uyuşmazlık kendi içinde farklı dinamikler barındırdığından, içerikte aktarılan bilgiler somut olayın koşullarına göre değişebilir. Bu nedenle hak kaybı yaşamamak için konu hakkında mutlaka bir avukattan profesyonel hukuki destek almanız tavsiye edilir.
Av. Mustafa Kürşad Arı

Av. Mustafa Kürşad Arı

İstanbul doğumlu olan Av. Mustafa Kürşad Arı, ilk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamlamış, ardından İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak avukatlık stajını tamamlamış; halen Beylikdüzü’nde kurucusu olduğu hukuk bürosunda serbest avukat olarak hizmet vermektedir.

Ağırlıklı olarak boşanma davaları ve ceza hukuku alanlarında çalışan Av. Mustafa Kürşad Arı, aile hukuku ve ağır ceza davalarında edindiği tecrübe ile öne çıkmaktadır. İstanbul Barosu nezdinde CMK (Ceza Muhakemesi Kanunu) kapsamında da görev almaya devam etmekte; hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma ilkeleri doğrultusunda müvekkillerine profesyonel hukuki destek sunmaktadır.

Av. Mustafa Kürşad Arı

Av. Mustafa Kürşad Arı

İstanbul doğumlu olan Av. Mustafa Kürşad Arı, ilk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamlamış, ardından İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak avukatlık stajını tamamlamış; halen Beylikdüzü’nde kurucusu olduğu hukuk bürosunda serbest avukat olarak hizmet vermektedir.

Ağırlıklı olarak boşanma davaları ve ceza hukuku alanlarında çalışan Av. Mustafa Kürşad Arı, aile hukuku ve ağır ceza davalarında edindiği tecrübe ile öne çıkmaktadır. İstanbul Barosu nezdinde CMK (Ceza Muhakemesi Kanunu) kapsamında da görev almaya devam etmekte; hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma ilkeleri doğrultusunda müvekkillerine profesyonel hukuki destek sunmaktadır.

+90 (549) 452 25 16

İletişime Geç

    Call Now Button